Ms Bellejour ile seyrüsefer keyif cenneti 'Main'
Reklam
Hamza Şahin

Hamza Şahin

Ms Bellejour ile seyrüsefer keyif cenneti 'Main'

25 Mayıs 2018 - 16:19 - Güncelleme: 25 Mayıs 2018 - 18:06

Bu kadar yeşil ile iç içe olduğunu tahmin edemediğim muhteşem bir nehir kanal turu. Kanal dediğime bakmayın onun etrafı bile yeşilliklerle çevrelenmiş.  Hele nehir boyunca gezen, bisiklet süren, kamp arabalarıyla turlayan insanlar bu güzergâhı adeta hayat dolu, uzun sessiz bir parka dönüştürmüşler. Nehir gemisi ile seyahat ederseniz sakın pencerenizi açıp dışarı bakmayınız ya da fotoğraf makinenizi yanınıza almayınız. Sürekli fotoğraf çekmekten bitap düşebilirsiniz. En güzeli, masalımsı görüntüleri canlı belleğinize kaydetmek olmalı.


Main Nehri güzergahı diğer Avrupa nehir turlarından daha doğal ve dinlendirici, yeşil alan şölenini sunan bir seyrüsefer keyif cenneti. TK ile Frankfurt’ta uçuyoruz, nehir trafiğinde bir yoğunluk olmasa Main Nehir turu Mainz’tan başlıyor. Lakin bu sefer Mainz üzerinde durmayacağız.  Ren ve Main nehri üzerinde bulunan bu önemli şehri Ren nehir gezilerimizde ele alıp hep beraber değerlendireceğiz. Şimdi konumuz Main nehri üzerinde bulunan muhteşem şehir ve yerleşimler Miltenberg, Würzburg, Bamberg ve Nürnberg… Bu berg ve burg’lar kale anlamına geliyor.  Sırasıyla bu muhteşem yerlere kısaca değineceğim. Eski zamanların piskoposları, buralarda çok önemli rol oynamış ve onların eserleri hala önemini kuruyor. Bu yerleşimler kendilerine Frakonya bölgesinin denilmesini istiyorlar. Bavyera barbarlıktan gelme gibi algılıyorlarmış :)


Frankfurt am Main, Main Nehri üzerindeki Frankfurt, Essen eyaletin en büyük şehri, öyle milyonluk falan değil çevresiyle birlikte 750 bin civarında nüfusu var ama çok önemli bir finans merkezi. Avro (Euro) merkez bankası burada, şehri dolaşırsanız iki büyük €  işaretini görürsünüz. 1848 yılında ilk Anayasa Parlamentosu burada kurulmuş.

Şehir,  doğa ve yeşillikle iç içe

2. Dünya Savaşı’nda İngiliz ve ABD uçakları Frankfurt’u yerle bir etmiş,  şehrin yüzde 80’i bu bombardımanda yıkılmış. Avrupa’da en çok Amerikalının bulunduğu şehir,  hatta bir üniversitesi Amerikalı askerler için garnizon mekânı olmuş.  Şehir,  sanki park içinde yapılmış gibi doğa ve yeşillikle iç içe. Güzel bir botanik bahçesi var.  Münih’ten sonra Frankfurt Almanya’nın en pahalı şehri konumunda. Eski şehir müzelerle dolu,  on müze yanana nehir boyunca şehri süslemiş. Eski mimari özelikler korunmaya çalışılmış, yeni binalar arasında Deutche Bankası, Frankfurt Borsası bulunuyor.  Frankfurt’ta 60’tan fazla müze var. Dünyanın en önemli festivalleri Frankfurt’ta gerçekleşiyor. Brexit’ten sonra bazı uluslararası şirketler merkezlerini Londra’dan alıp Frankfurt’ta taşımaya başlamış. Sanırım finansal anlamda daha da önemli bir noktaya gelecek.  Avrupa’nın en yoğun iki havalimanlarından biri buradadır. Biraz yoğun ama çok karışık değil… Sadece parktaki otobüslere biraz yürümek gerekiyor.

Çok derin ve önemli bir tarihe de sahip ama biz bunları anlatmayı rehberlerimize bırakalım :)


Miltenberg

Main Nehir incisi, 600 yy.’dan beri yerleşim yeridir. Miltenberg, çok küçük bir yer, en fazla otuz bin kişi yaşıyor. Yerel rehberimiz olmasaydı biz dışarı bile çıkmayacaktık J Hikâyesi ve özel mimarisiyle bu şirin yer  kalbimizde büyük bir alan kapladı. Bakmak ve görmek diye bir olgu var. Bize görmeyi yerel rehberimiz sağladı. Verdiği özel bilgiler internette bile yok ama biz de onları yazmayacağız J Miltenberg 2. Dünya Savaşı’nda bombalanmamış bir yerleşim yeri.  Ormanları ve orman ürünleriyle öne çıkıyor. Almanya’nın en önemli tuvalet kâğıdı burada üretiliyor. Meşe ağacından yaptıkları muhteşem mimari binalar adeta kasabanın eti budu olmuş. İki Roma İmparatoru ve Napolyon buradaki bir handa birkaç gün konaklamışlar. Bu han bu yüzden günümüzde fazlasıyla ziyaretçileri çekiyor.


Dünyanın ilk ‘drive in cafe’si…

1800 yıllarda eski ahşap mimarilerinden utanan ev sahipleri binalarını alçıyla kapatmış. Sonra, 1950’lerde bu muhteşem ahşap mimari popülerliği artınca, yapı sahipleri alçıları kaldırıp şehri harikulade tarihi görüntüsüne kavuşturmuşlar. Bazı alçılı binalar hala duruyor. Küçük şehirde su taşmaları çok olduğunda evlerin 1. katları kumtaşından ama sonradan yapılmış dört katlı evlere 1. kat eklenmiş.  2.ve 3. katlar daha eski,  nasıl oluyor? ??  Söylemeyeceğiz J  Hemen her binanın hikâyesi mevcut, yere bakarsanız 2. Dünya Savaşı’nda Nazilerin öldürdüğü Yahudilerin isimleri yazılmış.  Bir de tarihi büyük bir meydan çeşmesi var. Eskiden kadınlar bu çeşmede güncellenirlermiş (sosyal bilgilendirme) ama rehberimiz gece çok içen sarhoşların çeşmenin havuzunu pislettiklerini söyledi L Bir başka Roma kapılı bina görüyoruz. Rehberimiz şakayla dünyanın ilk ‘drive in cafe’sinin  burası  olduğunu iddia etti?!  Neden diye sordu, cevabını bilemedik. O zaman kasaba sakinleri, evlerindeki dışkıları hep sokaklara atarlarmış, sokaklar ve meydanları pislik içinde olunca şehre arabalarıyla gelen tüccarlar arabadan inmezler ve direk atlarıyla hanlara girermiş.  Çok güzel bir meydanı var.  Meydanın ismi Melek. Niye ismi melek? Ortaçağ’da cadıları meşhur meşe ağaçlarıyla cadıları yakarmış ve cadılarından kurtuldukları için buraya böyle akıl izan dışı bir isim vermişler. Meydanda Redhouse, rathouse var(?)… Bilemediniz, fare binası veya kırmızı bina değil belediye binası eski Alamancası bu… Luther’den sonra buraya gotik tarzı birkaç kilise yapılmış

Bir sürü ev hikâyesi var ancak zamanımız bittiği ve gemimiz kalkıyor diye koşa koşa gemimize yol aldık.


Würzburg

Bu muhteşem tarihi yerleşim yerinin 2. Dünya Savaşı’nda yüzde 80’i yıkılmış ama bu Almanlar yeni binalarını eski mimarilerine sadık kalarak tekrar yapmışlar. Endüstriyel şehir olmasına rağmen harikulade tarihi siluetine kavuşmuş. Hatta Piskoposluk saray rezidansı dünyanın en güzel barok stili saraylarından olup UNESCO Dünya Miras Listesine alınmış.  Avrupa’nın en önemli barok tarzı binaları burada bulunuyor. İlginçtir Alman birliği kurulmadan önce bu Main şehirleri piskoposluk ile yönetilirmiş ve çok daha renkli geçmişleri varmış. Würzburg piskoposluğu 1720’lerden 1800’lerin sonuna kadar ayaktaymış. Neyse bu piskoposluk olayı bizim konumuz değil J. Şehrin tarihi yapısı sebebiyle yürümek daha keyifli,  hele Main Nehri üzerindeki tarihi köprü harikulade.  Her zaman festival gibi üzeri capcanlıdır.  Köprüden Marienberg Kalesi muhteşem görünüyor. Zamanınız var ise kaleye çıkınız, manzarası mükemmel.


Şehir güzel bir vadide kurulmuş, çok önemli şarap üretimi yapan bir merkezmiş. Eskiden 40 bin hektarlık üzüm bağ alanları varmış. Nedeni ise Ortaçağ’da su içilmezmiş, su çok kirliymiş, çoluk çocuk herkes şarap içermiş.  Neyse ki su sorunu çözmüşler. Günümüzde 6 bin dönümlük bağları var. Nüfusu 140 bin ama 50 bine yakın öğrencisi bulunmakta. 6500 öğrencili meşhur bir tıp üniversitesi var.  X-Ray cihazı üreten Dr. Röntgen buralı. 1825’te ilk X -Ray burada çekilmiş.  İlk X-Ray ise arkadaşının eli .  Su matarasına benzeyen buraya özgü şarap şişelerini de her yerde görebilirsiniz.



Bamberg

Main Nehri üzerinde bir gerdan gibi duran Bamberg, 1902 yılında kurulmuş bir başka UNESCO Dünya Miras Listesinde bulunan tarihi yerleşim yeri. Piskopos şehirleri demiştik,   1109 yılında kurulan Altenburg kalesi 14. ve 15. yüzyılların en zengin piskoposuna mekan olarak hizmet etmiş.  Şehir, tarihi ve 70 bostanlı evleriyle meşhur. Yedi tepeli şehirde her tepeye bir kilise kurulmuş. Evet, aynı zamanda sanayi şehri ama şehri dolaşırken bunu kesinlikle anlayamıyoruz. Meşhur Bosh markası buralıymış. Şehrin tam göbeğindeki Belediye sarayı görülmeye değer, resimle düz duvarlarına sanki gerçekmiş gibi rokoko tarzı verilmiş. Piskoposluk zamanında burada hizmet vermiş J .  Napoli buraya 19 yy. laikliği getiriyor. Piskoposluklar yavaş yavaş değil hızlı bir şekilde etkinliklerini yitiriyor. Yapay adacık 200  meşe kazığı  üzerinde durmakta  ve bir an kendinizi  Venedik’te hissedebilirsiniz ama sağınız  ve solunuzdaki  yeşil tepeler sizi  nerede olduğunuza dair  uyarıyor.  Bamberg’in gotik tarzındaki kilisesi müthiş, kumtaşında yapılmış bu kilise içinde tarihi heykel mevcut.  1007 yılında yapılmış muhteşem atlının kim olduğunu kendileri de bilmiyorlar.  Kilisenin bulunduğu kısımda, şehri tepeden görebiliriz, evlerin çatıları inanılmaz dik, eskiden çok kar yağarmış ondan. Son zamanlarda yağmur bile az yağıyormuş.  Bir de tarihi şehri dolaşırken isli bira üreten bir yer görürsünüz önü zaten kalabalık, kaçırmanız imkânsız. Evet, araba bu şehre giremez, çok güzel yürüyeceğinizden eminiz.


Nürberg,

Burası öncekilerden farklı olarak daha büyük koca bir yerleşim yeri. Nürnberg, Münih’ten sonra en büyük Bavyera yerleşim yeri. Pegnitz Nehri üzerinde bulunan Nürberg’e gemimiz Ms Bellejour ile  Main kanalıyla yaklaşık tarihi merkezine 4 km uzaklıktaki limandan ulaşıyoruz.  Kendiniz de şehri dolabilirsiniz ama rehberli turlar eşliğinde daha keyifli. İlk Avrupa matbaası burada kurulmuş, ünlü astronomi çalışması (Nicolaus Copernicus tarafından) 1543’de Nürnberg’de yayınlanmış.   Alman kültür ve Sanat koleksiyonuna sahip Milli Alman Müzesi buradadır.    Önemli bir tarihi şehir olan Nürnberg 1930’larda Alman Nazi Partisinin merkezi olmuş, Nazilerin karargâhı olan bina kalıntıları hala mevcut. 2. Dünya savaşında ABD uçakları burayı yerle bir etmiş ve savaşın ardında şehir çok çabuk toparlanmış. Nürnberg, elektrikli araçlar, mekanik ürünler, motor, araba, kimya, enerji, ahşap, kâğıt olmak üzere yüzlerce ürün üreten büyük bir sanayi şehri. Bizim ilgimizi bunlar çekmedi,  oyuncak sanayisine de sahip şehrin, oyuncak müzesi ilgilimizi çekti ve gezilmeye değer bir müze. Tarihi kale (316m yükseklikte –)  1050-1571 yılları arasında Alman kralları ve imparatorluğuna ev sahipliği yapmıştır. Manzarası mükemmel ama tur veya tren ile çıkabilirsiniz. Tarih binaları savaşta yıkıldığı için bazıların yerlerine eski mimariyi yansıtan yeni binalar yapılmış. Yeşil bir şehir, bunu yürüyerek anlıyoruz ve sessiz. Bu yeşillikler evlerin binaların sokakların içine biraz saklanmış gibi.  En önemli gotik tarzı binalısı St Sebald ve St Lorenz kiliseleri.  Frauenkirche (Bizim Leydi Kilisesi) Rönesans şehir binası, Schöne Brunen çeşmesi görülmesi gereken yapıtlar.

Son olarak, çok turist var şehirde,  burada yaşayan Türkler artık buralı olmuş, her tarafta Türkçe tabela bulunsa bile :)

 












Hamza Şahin 

Cruisera 

THE CRUISE LIFE

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar